Farkına varmadığımız İstanbul, kendi gerçeğini her köşe başında önümüze çıkarıp duruyor.
Hiçbir şeye şaşırmamaya çoktan razı olan eski İstanbullular, her şeyi olabilir diye kabul edip yanından yöresinden hızla yürüyüp geçiyorlar.
Aslında kendi dünyasının İstanbul’u kadar İstanbullu yaşıyor bu şehirde. Kayıtlı olduğu muhtarlık, İstanbul sınırlarında yer aldığı için insanlar rahatlıkla “İstanbullu”yum deyip çıkıyor.
Oysa yapılan istatistikler: “İstanbullu”ların çok büyük bir yüzde ile taşradan göçenlerden oluştuğu gerçeğini rakamlarla ortaya koyuyor.
Bilimsel bir ifade ile söylersek: kentleşme mağduru bir İstanbul ile başbaşayız.
Bir ünlü sosyoloğumuz da kentleşmeye karşı kentlileşemeyen bir İstanbul halkı ile karşı karşıya kalındığını ifade etti.
Eski İstanbul’lular nerede mi?
Bir kısmı çoktan yurt dışında ev alıp yerleştiler. Şimdi turist gibi gelip gidip İstanbul’un tadını çıkarmaya çalışıyor.Her köşede eski günlere ait işaretler arayıp, kendi nostaljilerini yaşıyor. Yadırgadıklarını da buradan gittiklerini unutup eleştiriyorlar.
İstanbul’un geçmişine ait anılarla İstanbul’da yaşamaya devam eden İstanbulzedeler ise: konakları, yamakların köyden gelen akrabalarınca ele geçirilmiş servet düşkünü zenginlere benzer bir ruh hali içinde, yeni İstanbul’a uyum sağlamaya çalışıyor.
İstanbul tersine işleyen bir kültürel iç etme (asimilasyon)ile karşı karşıya kalmış durumda.
O eski İstanbullular, mutfaklarına kadar ulaşmasını önleyemedikleri ve vaktiyle küçümsedikleri yemekleri, gün geçtikçe daha severek tüketiyor.
Yine varoş müziği diye, beğenmedikleri bir takım nağmelerin kültürel kuşatmasına tabi olarak: gizliden gizliye kendi “top on”larını oluşturuyor.
Kısaca: geçmişin “İstanbul eliti”, her geçen gün beğenmediklerinden oluşan kültür demetlerine yangından kurtarılanlarla yaşamaya mecbur kamışcasına razı oluyor.
Özel oto veya yaya trafiğinde bir takım soygunlara uğrayan varlıklı İstanbullu öyküleri artık normal kabul ediliyor.
Şimdilerde:halk otobüslerinde kızdığı kişiye silah çekerek güç gösteresi sergileyenler ile, silahı görünce “güçlü” den yana geçerek, kahramanları arkadan kuşatan korkak kovboy kasabalısına dönen varlıksız İstanbulluların öyküleri çoğaldı.
Doğruluk adına kendini ortaya koyan tek tük şehir kahramanlarına rastlansa da, onlar da: gittikçe yanlız kaldıklarını görerek, etliye sütlüye karışmamak tavrını benimsiyor.. Yaşamın, film senaryoları gibi olmadığını, nasıl kahraman olduklarını, kendi cenazelerinde ağlıyanları yukardan izleyebileceklerini de hesaba katarak kendilerini bu görevden af edenlerin sayısı artıyor.
Sakinlerince herşeylere rağmen yine de güzel ve vazgeçilmez bulunan İstanbul, üstüne asla toz kondurulmadan, olan bitenlerin yanından zapinglenmişcesine hızla yürüyüp geçilerek yaşamak için seçilen bir kent olmaya devam ediyor.
İstanbul, okudukça sonu kimselerce kestirilemiyen bir öyküye dönüyor.
Sevgi Özkan

istanbul 2015 yıllarında yaşanamaz bir şehir olacak bence. ne güven sağlanabilecek ne de trafik sorunu çözülecek. bir an önce terk etmek en mantıklı iş olacak sanırım.
Comment by galip — 21, 3, 2007 @ 21:25:44